1. HABERLER

  2. SİYASET

  3. “PKK’nın oraya konuşlanmasına asla izin vermeyeceğiz”
“PKK’nın oraya konuşlanmasına asla izin vermeyeceğiz”

“PKK’nın oraya konuşlanmasına asla izin vermeyeceğiz”

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Sincar'ın Musul operasyonunda üçüncü halka olduğuna vurgu yaparak, "PKK'nın oradaki Yezidileri bahane göstererek...

A+A-

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Sincar'ın Musul operasyonunda üçüncü halka olduğuna vurgu yaparak, "PKK'nın oradaki Yezidileri bahane göstererek oraya konuşlanma çabalarının olduğunu görüyoruz, buna asla izin vermeyeceğiz" dedi.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın Cumhurbaşkanlığı Küllisyesi'nde düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. 2016 yılı içerisinde özellikle Suriye krizi kaynaklı mülteci meselesin hakkında Kalın, "Hem ülkemizin hem bölgenin hem de dünyanın gündemini meşgul eden konuların başında gelmekteydi. AB ile yaptığımız Mülteci Anlaşması çerçevesinde yasa dışı geçişlerin önlenmesi amacına matuf olarak Türkiye'nin bir dizi tedbirler aldığını ve bu tedbirler sayesinde de mülteci geçişlerinin çok ciddi şekilde azaldığını biliyoruz fakat buna rağmen geçen hafta Birleşmiş Milletler'in (BM) yayımladığı bir raporda 2016 yılında yasa dışı yollarla çeşitli ülkelere gitmeye çalışan 5 bin civarında mültecinin hayatını kaybettiğini üzülerek öğrenmiş bulunuyoruz. Bu da maalesef dünyanın özellikle Avrupa ülkelerinin mülteci meselesinde yeteri kadar kararlı, sistematik ve verimli bir çalışma içerisinde olmadıklarını bir kez daha göstermiş bulunuyor fakat özellikle AB ile yaptığımız Mülteci Anlaşması çerçevesinde Türkiye bugüne kadar üzerine düşen sorumlulukları fazlasıyla yerine getirmiştir. Avrupa kurumlarına çağrımızı tekraren ifade etmek gerekirse bu konuda özellikle 18 Mart tarihli Türkiye-AB Mülteci Anlaşması'nın gereklerini ivedilikle yerine getirmeleridir. 2016 yılında bizim kendi ulusal gündemimiz açısından bir diğer önemli konu Rusya ve İsrail'le normalleşme süreçlerinin başlatılmasıydı. Rusya ile daha önce yaşanan uçak krizinin ardından önemli bir adım atıldı ve normalleşme süreci Haziran ayı itibariyle başlatıldı. Bunun hem Türkiye-Rusya ilişkileri açısından hem de bölgesel dinamikler açısından büyük önem arz ettiği açıktır. Zira hem 15 Temmuz Darbesi sonrasında hem de Suriye krizine çözüm bulma noktasında Rusya ile yürüttüğümüz çalışmalar özellikle son birkaç haftada Halep'teki tahliyelerin sağlanması neticesini doğurmuş bulunmaktadır. İsrail ile ikili ilişkilerimizi normalleştirme süreci bizim Filistin politikamızda herhangi bir değişiklik olduğu anlamına gelmiyor. Tam bağımsız, sürdürülebilir, adil bir Filistin Devleti'nin kurulması ve kalıcı bir barışın sağlanması Türkiye'nin Filistin meselesindeki ilkeli duruşudur, bunda herhangi bir değişiklik söz konusu değildir. Bu barış sürecine zarar veren, mesela yasa dışı yerleşimcilerin yasal hale getirilmesi, sayılarının arttırılması, coğrafi alanın genişletilmesi ya da Filistin halkına yönelik gerek Batı Şeria'da gerek Gazze'deki ablukanın devam ettirilmesi gibi konularda duruşumuz açık ve nettir" diye konuştu.

"MİLLİ SEFERBERLİK RUHUYLA MÜCADELE EDİLMESİ…"

2016'nın belki de en önemli hadisesinin, sadece Türkiye'nin siyasi tarihi açısından değil, modern tarih açısından da en büyük kırılma noktalarından birinin 15 Temmuz gecesinin olduğunu vurgulayan Kalın, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Son dönemde bir anlamda Yenikapı Ruhu'nun devamı mahiyetinde olmak üzere Sayın Cumhurbaşkanımızın bir "milli seferberlik" çağrısı da aslında bu sürecin bir devamı olarak okunmalıdır. Zira terör saldırılarına, finansal operasyonlara ve algı operasyonlarına karşı özellikle bu üç alanda bir milli seferberlik ruhuyla mücadele edilmesi şu anda Türkiye'nin önündeki engelleri aşacak en önemli çıkış noktasıdır. 15 Temmuz Darbesi sonrasında Türkiye bu hain darbe girişiminin sonuçlarını ortadan kaldırmak ve benzeri girişimlerin tekrar yaşanmaması için de bir dizi tedbirler aldı, almaya da devam ediyor. Şu anda Türkiye üç terör örgütüne karşı mücadele eden tek NATO üyesi ülkedir. DEAŞ'la, PKK'yla onun uzantısı olan YPG/PYD gibi örgütlerle ve FETÖ'yle mücadelemiz kararlı bir şekilde devam etmektedir. 2016'nın önemli başlıklarından bir tanesi, anayasa değişikliği ve Cumhurbaşkanlığı Sistemi tartışmaları oldu. Şu anda bu konu artık Meclis çatısı altında, belli bir yola girmiş durumda, komisyonda görüşmeler, tartışmalar devam ediyor. Bununla ilgili de en kısa zamanda Meclis süreci tamamlanmak suretiyle konunun milletimize götürülmesi, bir referandumla bu konunun sonuçlandırılması Türkiye'nin 2023 hedeflerine ulaşması noktasında atacağı en önemli adımlardan bir tanesi olacaktır."

"ÇUKUR SİYASETİNDE KENDİLERİ GÖMÜLÜP KALMIŞLARDIR"

Darbe girişimine, terör saldırılarına, finans operasyonlarına ve diğer operasyonlara rağmen Türkiye'nin önemli projelerinin hayat geçirilme noktasında hükumetin kararlılık içinde çalışmaya devam ettiklerini söyleyen Kalın, 15 Temmuz darbe girişiminden sonra yapılan köprü, tünel ve geçitleri sıraladı.

Bütün bunlar Türkiye'nin bünyesinin ne kadar sağlam olduğunu, bütün darbe girişimi, terör saldırıları, algı operasyonlarına rağmen ülkenin milli seferberlik ruhuyla bir arada mücadeleyi sürdürdüğünü açık bir şekilde ortaya koyduğunun altını çizen Kalın, "Terörle mücadele bağlamında, Bölücü Terör Örgütü'nün zaman zaman bunu adeta Kürt vatandaşlarımıza karşı yürütülen bir mücadele gibi yansıtma çabaları da boşa çıkmıştır. Çukur siyasetinde kendileri gömülüp kalmışlardır. Bugün Türkiye'de gerek PKK'ya gerekse Suriye topraklarında PYD/YPG gibi terör örgütlerine karşı verilen mücadele asla Kürt vatandaşlarımıza ya da Suriye'deki, Irak'taki ya da başka yerlerdeki Kürt kardeşlerimize dönük bir mücadele asla değildir tam tersine yıllarca terör örgütlerinden en fazla zarar gören yine Kürt vatandaşlarımız olmuştur ve şimdi bu vatandaşlarımız artık bu örgütün de gerçek yüzünü görmek suretiyle arasına açık ve net bir mesafe koymaktadır. Bu çerçevede yürütülen algı operasyonlarına karşı da hepimizin dikkatli ve duyarlı olması büyük önem arz ediyor" ifadelerini kullandı.

"ÜÇ HAFTA İÇİNDE YAKLAŞIK 44 BİN KİŞİ HALEP'TEN TAHLİYE EDİLDİ"

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 2016 yılında 20 ülkeye 22 yurtdışı ziyareti, Türkiye içinde 24 vilayete 31 ziyaret gerçekleştirdiğin, resmi programlar çerçevesinde 52 devlet ve hükümet başkanının Türkiye'yi ziyaret ettiğini ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın bu 52 devlet başkanını kabul ettiğini bildirerek, "3 hafta içerisinde Halep'ten özellikle Doğu Halep'teki sivillerin ve muhaliflerin tahliye edilmesiyle ilgili olarak ilgili makamlarımızın, Dışişleri Bakanlığımızın, Milli İstihbarat Teşkilatımızın ve diğer birimlerimizin yürüttüğü yoğun diplomasi çalışmaları neticesinde yaklaşık 44 bin kişi Halep'ten tahliye edildi, bunlar İdlib'e getirildi ve şu anda da İdlib'de bu insanların temel ihtiyaçlarının karşılanması için her tür tedbir de alınmış durumda, çalışmalar da yürüyor. Bunun kolay bir operasyon olmadığını takdir edersiniz, kış şartlarında milis kuvvetlerin ateşkes ve tahliye sürecini sabote etme girişimlerinin ortasında, bütün zorluklara rağmen bu insanlar en azından şimdilik daha güvenli bir bölgeye intikal ettirilmiş bulunuyorlar. AFAD, Kızılay, ilgili valiliklerimiz, STK'larımız elbirliği ile şu anda Halep'ten İdlib'e gelmiş olan Suriyelilerin temel ihtiyaçlarını karşılamak için yoğun bir çalışma sürdürüyor. Doğu Halep'te sağlanan ateşkesin Suriye'nin tamamında sağlanabilmesi için diplomatik girişimlerimiz yoğun bir şekilde devam ediyor. Cumhurbaşkanımızın Sayın Putin ile bu konuda telefon görüşmeleri oldu. Sayın Başbakanımızın mevkidaşı ile, Dışişleri Bakanımız Mevlüt Bey'in yine mevkidaşlarıyla yaptığı görüşmeler oldu. Rusya'nın teklifi ile bir Astana Süreci gündeme geldi. Bununla ilgili ön çalışmalar şu anda devam ediyor, toplantının modalitesi, kimlerin katılacağı, ne düzeyde katılım olacağı ve tarihi gibi konular önümüzdeki günlerde netleşecek, bunlar netleştikçe de paylaşacağız. Bizim buradaki amacımız; öncelikle Suriye'nin tamamında ateşkesin kapsamlı bir şekilde sağlanması ve sistematik bir şekilde uygulanması. Buradaki nihai amacımız ve siyasi geçiş sürecinin sağlanmasıdır. Dışişleri Bakanımız Mevlüt Bey'in Moskova'da yapılan üçlü toplantıda da ifade ettiği gibi Astana toplantılarında en önemli husus, özellikle muhalefeti temsilen oraya katılacak kişilerin gerçek, güvenilir muhalif kesimlerden oluşması, muhalefet temsilcilerinin bu süreçte hiçbir şekilde sulandırılmasına izin verilmemesidir. Burada kaybedecek vaktimiz yok, Suriye'de bir siyasi geçiş sürecini sağlamak amacıyla Astana Süreci daha önce başlatılan ve devam eden BM Cenevre Süreci'ne ilaveten gündeme gelmiş bir konudur. BM'nin Suriye Özel Temsilcisi De Mistura'da 7-8 Şubat tarihinde bir toplantı çağrısında bulundu. BM ile de koordineli bir şekilde bu toplantının gerçekleşmesini biz de hedefliyoruz" açıklamalarında bulundu.

"BİN 900 KİLOMETREKARELİK ALAN DEAŞ TERÖR ÖRGÜTÜNDEN TAMAMEN TEMİZLENMİŞTİR"

Fırat Kalkanı harekatının genel seyri ile ilgili ise Kalın, şunları kaydetti:

"24 Ağustos tarihinde Türkiye'nin milli imkan ve kabiliyetleriyle başlatılan bu operasyonun amacı öncelikle sınır bölgelerimiz başta olmak üzere Suriye'nin bu Azez-Cerablus Hattı ve güneyine inen bölgeden bütün terör unsurlarının temizlenmesidir. Bugün itibariyle yaklaşık bin 900 kilometrekarelik alanda DEAŞ terör örgütünden tamamen temizlenmiş ve mücavir sınır bölgelerimiz güven altına alınmıştır. Silahlı kuvvetlerimiz kahramanca bir mücadele veriyorlar, kayıplarımız oluyor. Bu barbar terör örgütüne karşı her alanda mücadelemiz tam bir kararlılıkla devam edecektir. Bütün güvenlik birimlerimiz, askeriyle, polisiyle, jandarmasıyla, korucusuyla, DEAŞ terör örgütü ve diğer terör örgütlerine karşı gece gündüz demeden omuz omuza büyük bir fedakarlıkla, özveriyle bu mücadeleyi devam ettirmektedirler. Genelkurmay Başkanımız bizzat sahaya inerek, yerinde teftişler yaparak, kuvvetleri kontrol ederek hem moral motivasyon sağlamakta hem de bu operasyonun sevk ve idaresini yapmaktadır. El Bab çevresinde yürüttüğümüz Fırat Kalkanı harekatının bu son aşaması, DEAŞ ile mücadele şemsiyesi altında yürüttüğümüz bir mücadeledir. Dolayısıyla bu noktada uluslar arası koalisyonun özellikle hava desteği vermesi konusunda üzerine düşeni yapması gerektiğini ifade etmek istiyoruz. Zira her seferinde DEAŞ ile mücadele konusunda Türkiye'ye bir takım eleştiriler getiren çevrelerin Azez-Cerablus Hattı, Dabık ve sonra da El Bab noktasında yürütülen operasyonlara gerekli desteği vermemesi elbette kabul edilemez. Bu konuda uluslar arası koalisyonla da koordinasyonlarımız devam ediyor. Hava şartlarının da saha şartlarının da zorlukları dikkate alınmak suretiyle silahlı kuvvetlerimiz bu operasyonu Hür Suriye Ordusu'na verdiği destekle kararlı bir şekilde yürütmeye devam edecektir."

"TELAFER TELAFERLİLERİNDİR"

Musul operasyonunun devam ettiğini söyleyen Kalın, "Fakat özellikle şehrin içinde DEAŞ terör örgütünün yoğun silahlanması ve depolamalarından, mayınlamalarından dolayı burada operasyon biraz yavaşlamış görünüyor. Biz, Irak Hükümeti ile yetkililerle yürüttüğümüz temaslar çerçevesinde bu operasyona destek verdiğimizi ifade ettik. Başika Kampı'nda eğittiğimiz Ninova Gönüllüleri olarak bilinen 5 bin kişilik bir grup, bunların içinde peşmergeler de var, bu operasyonlara şu anda fiilen katılmaktadırlar. Telafer konusunda da baştan beri koyduğumuz ilkenin korunması büyük önem arz ediyor. Telafer Telaferlileirndir ve buraya dışarıdan başka grupların girmesi sadece yeni çatışmaların ve yıkımların tohumlarını atacaktır. Bu konuda Iraklı yetkililerin de diğer grupların da büyük bir dikkat içerisinde olması gerekiyor. Özellikle Telafer'in kurtarılması ve daha sonra yönetilmesi noktasında Şii ve Sünni Türkmenlerden oluşan bir gücün oluşturulmasıyla ilgili çalışmalar devam ediyor, kısmi bir yavaşlamanın olduğunu görüyoruz, bunun hızlandırılması için de hem Irak makamlarıyla hem koalisyonla temaslarımız yoğun bir şekilde devam ediyor. Sincar da Musul operasyonunun üçüncü halkasıdır. PKK'nın oradaki Yezidileri bahane göstererek oraya konuşlanma çabalarının olduğunu görüyoruz, buna asla izin vermeyeceğiz. Sincar'ın ikinci Kandil olmasına müsamaha göstermemiz söz konusu değil. Bu noktada Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başbakanı Neçirvan Barzani'nin yaptığı açıklamaları desteklediğimizi de ifade etmek isterim. PKK'nın oradaki varlığı hem Türkiye açısından hem Irak'ın geleceği açısından büyük bir tehdittir ve buna karşı da mücadelemiz ortak bir şekilde devam edecektir. FETÖ terör örgütüne karşı mücadelemiz de yoğun bir şekilde devam ediyor, bununla ilgili soruşturmalar, soruşturma dosyaları belli bir noktaya geldi ve ilk duruşmalar görülmeye başladı. Bölücü Terör Örgütü, DEAŞ gibi terör örgütlerine karşı nasıl mücadele veriyorsak, tam bir milli seferberlik ruhuyla FETÖ'ye, onun yurt içindeki ve yurt dışındaki çeşitli algı operasyonlarına karşı da mücadelemiz kararlı bir şekilde devam edecektir. Bu giderek küresel bir ihanet şebekesi haline gelen FETÖ'nün imkanlarının, kabiliyetlerinin kontrol altına alınması Türkiye'ye ve bölge insanına zarar vermesinin önlenmesi için çalışmalarımız yoğun bir şekilde devam edecektir. Bu noktada özellikle Batı'daki ülkelerin, basın kuruluşlarının, STK'ların, siyasilerin FETÖ'nün propagandasına, algı operasyonlarına karşı dikkatli olması gerektiğiniz ifade ediyoruz, onları bu konuda uyarıyoruz. Zira zaman zaman özellikle Avrupa'dan doğrudan doğruya ya FETÖ'nün ya da Bölücü Terör Örgütü'nün propagandası mahiyetinde açıklamaların, değerlendirmelerin yapıldığını görüyoruz. Eğer biz terörle mücadele edeceksek bunu ancak tutarlı bir şekilde ve işbirliği içinde yapabiliriz" şeklinde konuştu.

(Goncagül Özcan / İHA)

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.