1. YAZARLAR

  2. Barış Yüksel

  3. Ahıska Türkleri Sürgünü
Barış Yüksel

Barış Yüksel

Barış Yüksel
Yazarın Tüm Yazıları >

Ahıska Türkleri Sürgünü

A+A-

            Bu yazımızda Ahıska Türklerinin 14 Kasım 1944 tarihinde gerçekleşen sürgününü anlatacağım. Sürgün öylesine sert politikalar ve insanlık dışı uygulamalarla gerçekleşmiş ki yaşanılanlar karşısında duygulanmamak ve kardeşlerimizin acısını derinden hissetmemek mümkün değildir. Konuyu neden ele aldığım sorusuna gelince, aslında cevabı basit çünkü; acımızı her daim taze tutup yaşanılanları ilk günkü gibi hafızamızda tutmalıyız.Ancak bu şekilde davranarak, gelecekte maruz kalacağımız saldırı ve bu tip uygulamalara karşı hazırlıklı olabiliriz.

            Ahıska Türkleri, Gürcistan’ın güneybatısında Mesheti bölgesinde yaşayan Türklere verilen isimdir. Mesheti bölgesinde yaşamalarından ötürü Mesheti Türkleri ya da Mesket Türkleri olarak da bilinirler.

            31 Temmuz 1944’de Sovyet Savunma Komitesi, SSCB ve Gürcistan’ın sınır güvenliğini sağlamak amacıyla bölgedeki Türklerin sınır şeridinden uzaklaştırılması kararı aldı. 23 Eylül 1944 de Kazakistan Sosyalist Cumhuriyeti bu yerleşimcileri kabul edeceğini açıkladı.

            SSCB yönetiminin bünyesinde barındırdığı beş etnik gruplardan olan Çeçenler, İnguşlar, Balkarlar, Karaçaylar ve Kalmuklar SSCB tarafından Nazi İşbirlikçisi ve savaş esirlerine karşı suç işlediği gerekçesiyle sürgüne maruz kalmıştır. Ahıska Türklerinin maruz kaldığı sürgünün de SSCB yönetimince sebebi buydu, fakat işin iç yüzü ise hiç öyle değildir. Çünkü Nazi kuvvetleri Mesheti bölgesine hiç 100 milden fazla yaklaşamamıştır. Dolayısıyla Ahıska Türklerinin, Nazi kuvvetleri ile işbirliği içerisine girmesinin imkanı yoktur. Zaten tarihçiler bu SSCB iddialarını çürütmüş ve bu sahte tarih tezinin geçerli olmadığını ifade etmişlerdir.

            Gelelim işin iç yüzüne, bölgeden Ahıska Türklerinin sürgün edilmesinin asıl sebebi Kafkasya da Müslüman ve Türk nüfusunun varlığından endişe edilmesidir. Zaten sürgünün gerçekleşmesinden aşağı yukarı bir yıl sonra SSCB yönetimi Türkiye’den Kars, Ardahan ve Artvin’i istemiştir. SSCB yönetimi olası bir savaşta bölgede Türkiye’ye yakınlık gösterecek etnik ve dini herhangi bir yapı istemiyordu. Mesheti bölgesinden gönderilen Ahıska Türklerinin yerine yaklaşık, 35.000 Ermeni SSCB tarafından bunun için yerleştirildi.

                                123...png

            SSCB yönetimi, sürgün operasyonuna başlamadan önce bölgeye askeri kuvvetlerini göndermiş fakat halka, bölgeden sürgün edileceklerini söylememiştir. Bölgede, halk arasında sürgün olacağına ilişkin söylentiler çıkınca kimi doğru olduğuna inanmış kimi ise sürgünün imkansız olduğunu düşünmüştür. Bölge halkının tedirginlik ve endişesinin zirveye ulaştığı nokta olan 14 Kasım 1944 tarihinde, SSCB kuvvetleri harekete geçmiş ve evleri basarak halkın sürgün edileceğini belirtmiştir. Halka hazırlanmaları için 2 saatlerinin olduğunu ve yanlarına 3 gün yetecek kadar yiyecek almalarını söylenmişlerdir. Ayrıca yanlarına sadece 1kilogram ağırlığında kişisel eşya almalarına müsaade edilmiştir.

            Ahıska Türklerini tren istasyonuna götürmek için kamyonlar kullanılmıştır. Sığır vagonlarına yüklenen binlerce aile sürgün edilip topraklarından koparılmıştır. Bir vagona 25 aile yüklenerek insani değerler ve sağlık koşulları gözetmeksizin göç ettirilmiştir. Mesheti bölgesindeki 212 köyden ve 16.700 aileden  92.307 ila 94.955 Ahıska Türkü göçe zorlanmış ve Orta Asya’nın bozkırlarına sürülmüştür. Binlerce mil sığır vagonlarında ve kapalı bir şekilde yolculuk eden kardeşlerimiz yolculuk boyunca türlü eziyet ve dramlarla karşılaşmıştır.

                              123.....png

            Ahıska Türkleri gittikleri bölgelerde, insancıl olmayan koşullarda zorla çalıştırılmışlardır. Rutin olarak haftada yedi gün ve günde 11 ila 12 saat arasında çalıştırılmaya mecbur bırakılmışlardır. Günlük çalışma saatlerini tamamlayamayan Ahıska Türklerine tayınları verilmiyor ve aç bırakılıyordu. Bölgenin yaşam şartlarına ve yolculuk sırasındaki gayri-insani koşullara uyum sağlayamayan binlerce Ahıska Türkü ölmüştür. Sovyet eziyet ve baskısına dayamayan Ahıska Türkleri 1989 yılında Feragana vadisinde yaşanan bir takım ırkçı saldırıların hedefi olmuş ve Özbekistan’a göç etmek durumunda kalmıştır. 

            Gürcistan, Ahıska Türklerinin geri dönüşüne şartlı izin vermiştir. Şartlardan birincisi, geleceklerin sadece Ahıska bölgesine değil, tüm Gürcistan topraklarına yerleşmeleridir. Gürcistan bu şartı, Ahıskalıların bölgeden 91 bin kişi çıkmasına karşın bugün dönecek olan rakamın çok olması ve bölgenin bunu kaldıramayacağı savına bağlamaktadır. İkinci şart, Türklere verilecek kimliklerde Türk ve Müslüman yazmayıp Gürcü ve Hristiyan yazacaktır. Gürcistan’ın bu şartının altında ise bölge halkının aslında Türk olmayıp, Meshi denen Gürcüler olduğu, zamanla ve zorla Osmanlılar tarafından Müslüman yapılarak Türkleştirildikleri savı yatmaktadır.      

            Gürcistan parlamentosu uzun bir çalışma sonrasında 2007 yılında Ahıska Türklerinin Gürcistan’a dönmelerini ön gören bir yasayı kabul etti. Ancak çalışmalar yeterli olmamakta, sürgünden önce Ahıska Türklerine ait olan mal varlıklarının Ahıska Türklerine iadesi Gürcistan hükümeti tarafından bazı ekonomik gerekçeler gösterilerek engellenmektedir. Herhangi bir geri dönüş gerçekleşmediği gibi, malları ve mülkleri elinde bulunduran yerel Gürcü ve Ermeni halk da bu geri dönüşe karşı çıkmaktadır.

            Günümüze değin Ahıska Türklerinin kimlik ve yurt sorunu çözülememiştir. Binlerce kandaşımız ata topraklarından zorla koparılmış ve asimilasyon politikasına malzeme yapılmıştır. Bugün dahi kendi topraklarına gitmeleri türlü gerekçelerle engellenmektedir. 

            Türk milleti asırlar boyunca Çinliler ve Ruslardan çektiği kadar başka hiçbir milletten acı ve çile çekmemiştir. Yüreğimizi yakan ve her an içimizi kanatan Ahıska Türkleri konusuna eğilmek bütün Türk devletlerinin boynunun borcudur. Bizlerin feda edecek bir tane bile soydaşı yoktur. Dünyanın neresinde olursa olsun ezilmiş halkların yanında olan Türk milleti söz konusu kendi kandaşlarına geldiğince kör ve sağır olmaktadır.

            Tuna’dan İdil ve Volga nehirlerine, Alplerden Tanrı Dağlarına kadar kurulacak Türk birliği sayesinde tek ve bir olup karanlığın üzerine güneş gibi doğmanın vakti gelmiştir. Türk gençlerinin ve ezilmiş Türk halkının kara kara düşünecek ve boşa geçecek tek bir dakikası yoktur. Bütün yolları Turan’a çıkarmanın ve Türk Birliğini kurmanın tam vaktidir.

Barış YÜKSEL
Haziran 2020-ANKARA

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.