1. YAZARLAR

  2. Fatih Mehmet Karaca

  3. "At üstünde orak biçilmez!"
Fatih Mehmet Karaca

Fatih Mehmet Karaca

Fatih Mehmet Karaca
Yazarın Tüm Yazıları >

"At üstünde orak biçilmez!"

A+A-

Ne öğrenebildiysek çocuklukta atadan, bugün O’yuz!

Ben, 7-8 yaşından itibaren babamın lokantasında esnaf amcalarla büyüdüm. Esnaf çocuğu idim. Lokantacılığı, yemek yapmayı, fırıncılığı, piyasayı, ticareti, insanları yakından tanıma imkânı buldum. Üzerinden 45 yıl geçti. Kitapların yazmadığını, okulların öğretmediğini buralarda öğrendim.

Paha biçilmez tecrübelerdi yaşadıklarım.

“80’li yılların başlarında, piyasa bir haberle çalkalandı. Şanı, serveti, başarılarıyla herkesin gıpta ettiği bir isimdi. Çocuklarıyla beraber ticari hayatta büyük işler başarmışlardı. Yılları, güçlerine güç katarak geçiriyorlardı.

Önce işleri bozulmuş diye çalkalandı ortalık. Kimse inanamadı. Sonra birbiri ardınca geldi haberler. Çöküşü akla bile getirilmeyecek, adı bile edilmeyecek olan o isim yıkılmıştı. Mülkler birbiri ardınca elden gitmeye başladı.

Aile dağıldı, çarşının, hatta koca Ankara’nın yıllardır imrenerek baktığı o adam, sonunda Bağ-Kur maaşıyla yetinmek zorunda kaldı!”

O günlerde, Recep amcanın (Recep Karaca) dükkânında oturuyoruz. Çarşının akil amcaları, ağır topları ve devlette yönetici amcalar, ağabeyler var. Ben çok gencim ancak memleketimiz  Çankırı’da Yaren Geleneği öğretilerinden aldığım “…oğlan babadan öğrenir yaren gezmeyi.” düsturu ile hep yaşımdan büyüklere takılıyorum, onlar, yaptıkları, konuştukları, alışverişleri fevkalade dikkatimi çekiyor. Konuşuyorlar ve dikkatle onları dinliyorum akranlarımla oynamaya gitmektense.

Neyse, Esas soru (hayretle) başlıyor aralarında.

Ne oldu? nasıl oldu gibisinden. Yorumlar var, kanaatler var ancak birbirlerini tatmin edemiyorlar. Sonunda Sabri amca (Sabri Seven/Dalokay’ın yardımcısı) söze girdi: “Ben ona bir keresinde söyledim. Dikkat et, senin oğlanlar at üstünde orak biçiyor dedim.”

O söz kıymık gibi beynime saplandı hemen. 

“At üstünde orak biçmek”

Gencim, meraklıyım, sürekli öğrenmek istiyorum. Araştırdım, sordum, soruşturdum, öğrendim.

Budeyim, Türkmen kültürünün önemli ifadelerinden bir tanesiydi. Yörüklerde sıkça kullanılıyordu.

Bence bir kitaba, belki bin nasihate bedel bir deyimdir.

Bir baba, bir ata bin bir güçlük ve zahmetlerden sonra bir iş düzeni kurar. Göz kamaştırıcı bir varlık, servet ve itibar ortaya çıkarır. Derken çocuklar gelir ardından. Ancak onlar, kurulu bir düzene yani varlığın üzerine oturur.

 Ata/baba zahmetle ve zorlukla elde ettikleri düzenin kıymetini bilir. Bu yüzden prensipler, değerler, her şeyden önemlidir onlar için. Çocuklarına bunu anlatıp öğretebildikleri ölçüde, kurulu düzen devam eder gelişir.

Aksi halde; ikinci kuşaklar varlığın kıymetini idrak edemediklerinden, her şeyin kudretten olduğunu sanır. Prensipleri, değerleri dikkate almaz. İşte bu noktadan sonra geriye gidiş başlar.

 Ticari hayat böyledir, aile hayatı böyledir, toplum hayatı, devlet hayatı böyledir.

Sahip olduğunuz değerlerin, varlıkların kıymetini bilerek yaşayacak ve çalışacaksınız. Bilmediniz mi, “at üstünde orak biçmeye” başlarsınız. Ve bu kaçınılmaz olan sonun başlangıcı demektir.

At üstünde orak biçerseniz ne olur?

Ekin tanesinin yarısı, sapın tamamı tarlada kalır. Varlığınıza güvenerek terlemek istemiyorsunuz, malım var mülküm var diyerek, at üzerinde bu işi yapacağınızı iddia ediyorsunuz.

Bir zamanlar Türk ve Japon heyetleri arasında kalkınma üzerine görüşmeler yapılmış. Bizimkiler, Japon mucizesinin yani kalkınmasının nasıl gerçekleştiğini sormuşlar. Adamlar şöyle cevap vermiş:

“Biz çocuklarımızı köprülerden, tünellerden, metrolardan, hızlı trenlerden yani teknolojik harikalarımızdan önce, Hiroşima ve Nagazaki şehirlerine götürürüz. Bir ulus olarak, 2. Dünya savaşında yaşadıklarımızı anlatırız.”

Japonların sistemi gayet açık ve net değil mi? Adamlar, “çocukları at üstünde orak biçmesin” diye, bakın işe nereden başlıyorlar. Ulaştıkları düzenin acılarını, sıkıntılarını çocuklarına öğretiyorlar. Bir şuur veriyorlar. Sonradan gelenler, öncekilerin yolundan yürümeye devam ediyor.

Yani çok çalışmak, prensiplerden vazgeçmemek, araştırmak, üretmek, rekabet etmek..

Japon otomotiv devi Toyata’nın, hayat hikâyesini bir yazıda okumuştum. Bir imparatorluğun sahibi o. Hala 60 metrekarelik evde oturuyormuş ve hala pirinç lapası yiyormuş.

Bizim Nagazaki’miz, Hiroşima’mız yok. Fakat Malazgirt’imiz var, Çanakkale’miz var, Kurtuluş savaşımız var. Bu devleti, Türkiye Cumhuriyetini bir mucize olarak nasıl kurduğumuz ve bugünlere nasıl geldiğimiz gerçeği var.

Biliyor muyuz kıymetini ! İdrak ediyor muyuz varlığını !

Akılsızlıklarımızı, mantıksızlıklarımızı, ilkesizliklerimizi, tarihimize ve maziye sırt çevirişlerimizi yazmaya kalksam roman olur.

Ama şunu yazabilirim kısaca; bir yanda halk, bir yanda siyasetçiler “at üzerinde orak biçmeye” başlamışlarsa, istikbale kaygıyla bakarım!

Bugün Mübarek Miraç Kandili, kelime olarak, Allah'a yükseliş ve arınma'' olarak kabul edilen Miraç Kandilinde öncelikle doğru bildiğimiz yanlışlardan, bilmeden işlediğimiz günah ve hatalardan arınmayı dileyip, herhangi bir şeyi istemek, arzulamak, ona karşı meyletmek ve onu elde etmek için çaba sarf etmek gerektiginin altını çizmek ve hatırlatmak isterim.

O halde öncelikle biz kendimizden ve kentimizden başlayacak, Türk toplumu olarak artık “at üstünde orak biçmeyeceğiz!”

Yüce Allah’tan hep birlikte bunu dileyelim, isteyelim ve buna meyledelim;

-At üstünde orak biçmeye çalışanları o atın üstünden indireceğiz!

Miraç Kandilimiz kutlu olsun. 

20 Mart.2020

Fatih Mehmet KARACA

Twitter @yazankaraca

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.