1. YAZARLAR

  2. Barış Yüksel

  3. Temelsiz İddialara Cevaben
Barış Yüksel

Barış Yüksel

Barış Yüksel
Yazarın Tüm Yazıları >

Temelsiz İddialara Cevaben

A+A-

            Esasen sıradaki yazımın konusunu ‘’Enver Paşa ve Bab-ı Ali Baskını’’ oluşturacaktı, fakat ulusal basınımızda ismini anmaktan hicap duyacağım bir şahsiyetin Gazi Mustafa Kemal Atatürk konusundaki yanlış beyanları beni ziyadesiyle üzdü. Hal böyle olunca bu asılsız iddiaları çürütmek maksadıyla hızlı bir şekilde çalışma masama oturdum. Yazımızda bu iddiaları bir bir ele alıp cevap vermeye çalışacağım.

            Öncelikle belirtmekte fayda gördüğüm en önemli husus şudur; yukarıda adını anmaktan hicap duyduğum şahsın iddialarının ana konusu: Atatürk’ün bir ajan olduğu, padişaha, devlete ve milletine ihanet ettiği gibi bazı alternatif tarih doktrini uyduran şahsiyetlerin başvurduğu konular olduğunu bilgilerinize sunarım. Bu alternatif tarih tezlerini çürütürken ilgili şahsın yaptığı gibi geçmişimize kin ve nefretle bakmayacağız. Bahsedeceğimiz geçmişin bize ait olduğunu inkar etmeden, olabildiğince konulara objektif yaklaşmaya ve hakikati önünüze sunmaya çalışacağız. Kusurumuz olursa şimdiden affola…

            İDDİA 1: Birinci Cihan Harbinden sonra ülkeden kaçan İttihat ve Terakkiye mensup devlet adamlarının halka hesap vermekten korktuğu iddiası.

            CEVAP: Bu iddia oldukça temelsiz ve tarihi hakikatten son derece uzaktır. İttihat ve Terakkiye mensup devlet adamlarının yurtdışına çıkmasının asıl amacı, Osmanlı devletinin savaştan yenilgiyle ayrılması nedeniyle işgale uğrayacağını ve İngilizlerin kendilerini yakalaması halinde idam edeceklerini öngörmeleridir. Yazıda açıkça olmasa da örtülü bir şekilde hedef gösterilenlerin Enver, Cemal ve Talat paşalar olduğu aşikardır. Enver Paşa Orta Asya’da bir hilafet ordusu kurup Turan illerindeki Müslümanları padişahın hizmetine almak isterken kahramanca kurşunlara göğüs gererek can verdi. Talat Paşa Berlin’de bir Ermeni milis tarafından başından vurulmak suretiyle şahadet şerbetini içti. Cemal Paşa ise Tiflis’te yine Ermeni bir milis tarafından şehit edildi. Dolayısıyla iddia edildiği gibi halka hesap vermekten korktukları için yurtdışına çıktıkları koca bir yalandan ibarettir. Yukarıda bahsettiğimiz devlet adamları hiçbir dönem korkak olmamış hatta korku nedir onu dahi bilmemiştir. Nitekim sonları da yatak döşeğinde olmamıştır.

             Bu konuda Atatürk’ü yüceltmek için İttihat ve Terakkiyi gereksiz yere eleştiren ve suçlayan ithamlara itibar etmeyiniz çünkü Atatürk’ün büyüklüğünü ispatlamak ne bu müfterilerin haddinedir ne de Atatürk’ün böyle bir çabaya ihtiyacı vardır. Atatürk de bir İttihat ve Terakki üyesidir, kaldı ki o dönem içerisinde geçmişi İttihatçı olmayan devlet adamı ve komutanı da yok denecek kadar azdır.

            İDDİA 2: Mustafa Kemal’in Enver Paşa ya düşman olması sebebiyle müttefiklerin tepkisini çekmeyeceği düşünülerek 9.Ordu Müfettişliği göreviyle Samsun’a gönderilmesi.

            CEVAP: Aslında iddia başlı başına kendisini çürütüyor, çünkü atama kararının alınmasında müttefiklerin tepkisinden çekinildiği ifade ediliyor. Bu demek oluyor ki Padişah basit bir atama kararında bile yapamıyor ve fiilen işgal edilmiş bir devletin idaresini de haliyle kendi iradesi ile yönetemiyor. 

            Mustafa Kemal Paşa’nın 9. Ordu Müfettişi olarak görevlendirilmesi hususu da kendiliğinden padişahın buyruğu ile gerçekleşmemiştir. Mustafa Kemal Paşa Anadolu’ya geçip halkı teşkilatlandırıp milli bir ordu kurarak yurdu düşman işgalinden kurtarmanın planlarını Şişlideki evinde arkadaşlarıyla birlikte planlıyordu. Arkadaşları arasında Ali Fuad Paşa da bulunuyordu ve Paşa, Dahiliye Nazırı Mehmet Ali Bey ile akraba olması nedeniyle Mustafa Kemal Paşa ismini önerip ikna ederek bu süreci hızlandırmıştır.

            İDDİA 3: Açılan Son Osmanlı Mebusan Meclisine Atatürk’ün katılmaktan korktuğu iddiası ve Meclisi kendi çıkarı için Ankara’da toplamak istediği iddiası.

            CEVAP:  Mustafa Kemal Paşa meclisin İstanbul’da toplanmasını istemiyordu çünkü İstanbul o dönemde resmi olarak işgal edilmese bile fiili olarak işgal güçlerinin denetim ve kontrolü altındaydı. Bu ahval ve şartta meclisin bağımsız karar alması beklenemezdi, ki zaman Atatürk’ü de haklı çıkarmış Son Osmanlı Mebusan Meclisi Misak-ı Milliyi kabul ettikten sonra dağıtılmış ve İstanbul işgal edilmişti.

            Mustafa Kemal Paşa hakkında İstanbul hükümeti yakalama kararı çıkarmış ve kendisinin görüldüğü yerde tevkif edilmesini de karara bağlamıştı. Padişaha isyan eden asilerin başı olduğu yönünde şeyhülislam tarafından defalarca fetvalar yayımlanmıştı.  Hal böyleyken kendisinin İstanbul’a giderek Mesclis-i Mebusan’a katılmasını beklemek en hafif ifadeyle İngiliz işbirlikçiliği olacaktır.

            İDDİA 4: TBMM’nin açılması sırasında açılışın Cuma gününe denk getirilmesi ve Hacıbayram Camii’nde namaz kılınması bir gösteri olarak nitelendirilmiş ayrıca Anadolu vilayetlerinin zorla Ankara hükümetinin yanında olduğu iddia edilmiştir.

            CEVAP: Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları bilerek TBMM açılışını Cuma gününe denk getirmiştir ve yine bilerek Hacıbayram-ı Veli hazretlerinin türbesinde namaz kılıp dua ederek meclis açılışını gerçekleştirmiştir. Bu gayet normal olmakla beraber İslami kural ve kaidelere de uygundur. Bu hususu gösteriş olarak algılamak geçmişte ekilen nifak tohumlarının bugün bile yeşerdiğini gösteriyor. Eğer ki bu gösteriş oluyorsa bugün bazı kesimler tarafından lüks otellerde ve devasa masalarda iftar tertipleyip, binlerce liralık eşarplar takıp,kıymetli taşlarla bezeli değeri milyonları bulan takıları takıp namaz kılmayı nasıl ve nereye koyacağız!

            Anadolu vilayetlerinin Ankara hükümetini zorla tanıdığının iddia edilmesi de oldukça yanlış çünkü o dönemde hemen hemen yurdun dört bir yanı işgal edilmiş ve hali hazırda Ankara hükümetini tanıyacak vilayet sayısı oldukça azdır. Ayrıca Ankara hükümetini tanıma noktasında milli mücadele için can alıp can verenlerin açıkça iradelerini Ankara hükümetinden yana beyan etmeleri çok da şaşılacak bir durum değildir. Çünkü özgürlük ve bağımsızlık için dönemsel olarak tek çıkar yolun ANKARA HÜKÜMETİNİN YANINDA OLMAK OLDUĞU AÇIK BİR HAKİKATTİR. Korkakların ve acziyet içerisinde olanların bu şekilde beyanlarda bulunması da İngiliz Muhipleri Cemiyetinin günümüzde hala yaşadığını bizlere gösteriyor.

            İDDİA 5: İlgili şahıs, Meclis Hükümeti Sistemini eleştirmiş yasama-yürütme ve yargı erkinin mecliste toplanmasını antidemokratik olarak tanımlamıştır. 

            CEVAP: Öncelikle bahsedilen olaylar 1920’li yılların başında gerçekleşmekte ve bu tarihte henüz dünya üzerinde krallıklar hatta imparatorlukların varlığını devam ettirdiği unutulmamalıdır. Düşman ülkemizin dört bir tarafı işgal etmiş ve işgal edilmeye de devam etmektedir. Mustafa Kemal Paşa meclis hükümeti sistemi içerisinde meclis başkanı olmuştur, fakat o dönemde meclis içerisinde ilgili şahsın bahsettiği gibi tek sesli bir yapı mevcut değil aksine çok sesli bir meclis yapısı hakimdir. Meclis’in istediği zaman bu yetkiyi Mustafa Kemal Paşadan alma gibi bir yetkisi de vardır. O dönem koşulları içerisinde işlerin düzgün ve eksiksiz olarak ilerlemesi için en akılcı sistem Meclis Hükümeti Sistemidir. Günümüzde bile demokrasinin işlevi tartışılırken,o dönemde olağanüstü şartlar yaşayan memleketimiz için en doğru yol seçilmiştir.Tarihi olaylar dönemsel şartlar göz önüne alınarak incelenir dolayısıyla günümüz şartlarıyla geçmiş olayları değerlendirmek tarihin ruhuna aykırı olacaktır .Gördüğünüz gibi geçmişte demokrasinin varlığını İngiliz ve Amerikan mandasında arayanların günümüzdeki varisleri durmaksızın tüm güçleriyle tüm yolları denemekte ve hatta gizliden gizliye halen demokrasinin tesisini bu güçlerde aramaktadır.

                                 whatsapp-image-2020-04-20-at-15.53.04.jpg

                                                                *23 NİSAN 1920 TBMM’nin Açılışı

            İDDİA 6: İstanbul hükümetinin Anadolu’daki milli mücadeleye temkinli durmasının sebebinin Anadolu hareketinin neo-ittihatçılık olarak algılamasından dolayı kaynaklandığını söylemiştir. 

            CEVAP: İttihatçılık, Osmanlı devletinin hemen hemen son 10 yılına egemen olmuş bir siyasi iktidarın adı ve günümüzde bile geniş kitlelerce övülen oluşumun adıdır. İttihat ve Terakki oluşumunu tarihsel bir süreç olarak ele alıp incelemek bu yazının genel manası dışına çıkmak olacaktır o yüzden kısaca bazı hususlara değineceğim. Eski İttihatçı olarak tanımlayabileceğimiz şahsiyetler başlıca şöyledir;  Mustafa Kemal Atatürk, Ali Fuat Cebesoy, Adnan Adıvar, Celâl Bayar, Refet Bele, Cevat Abbas Gürer, Doktor Nâzım Bey, Mehmet Âkif Ersoy, Ziya Gökalp, Kâzım Karabekir, Mehmet Emin Yurdakul, Nuri Conker, Fethi Okyar, Rauf Orbay ve Kâzım Özalp. 

            Başta Damat Ferit Paşa olmak üzere İstanbul hükümeti bu devlet adamları, düşünürler ve komutanlar için yakalama kararı ve idam kararı çıkarmıştı. İstanbul hükümetinin Anadolu’daki milli harekete mesafeli durmasının asıl sebebi şahsın ifade ettiği gibi neo-ittihatçılık değil İngilizlerin baskı ve direktifleridir. Ankara hükümeti her fırsatta padişaha olan bağlılığını deklare etmiş padişahı ve İstanbul’u yanına çekmeye çalışmıştır, bunu gören İngilizler bu duruma engel olmak için her fırsatta Damat Ferit Paşa aracılığıyla padişah ile Anadolu hareketinin arasını açmaktan geri durmamıştır ve ne yazık ki İstanbul da bu oyunlara alet olmuştur.

                                  resim1_!.jpg

                                                                  *İŞGAL ALTINDAKİ İSTANBUL

            Yıllar yılı bitmek bilmeyen ve kanayan bir yara gibi ülkemizin kurucu değerlerine saldırılmakta. Bu husus bizim milli hassasiyetlerimize zarar vermekte, bin bir cefa ve çile ile kurulmuş Cumhuriyetimize karşı  sürekli bir düşmanlığı körüklemektedir. Atatürk ve silah arkadaşları bu toprakları esaretten kurtaran iradenin adıdır. Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyette adının başında çeşitli unvanlar bulunan bir takım kişilerin bu şekilde irade beyan etmeleri ve temelsiz bir takım iddialarda bulunmaları bu toprakların evladı olarak hepimizin yüreğini kanatıyor. 

            Anlaşılan Cumhuriyeti ve Atatürk’ü düşman olarak gören kitle Fesli Deliden sonra kendisine yeni bir hami arıyor. Zaman içerisinde adaylar yavaş yavaş kendisini belli ediyor. Yarış çok hızlı ilerliyor görseniz aklınız şaşar. Bizlere de çok iş düşüyor FİKRİ ANLAMDA YENİ FESLİ DELİLERLE MÜCADELE ETMEK.

BARIŞ YÜKSEL

ANKARA-NİSAN 2020

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum