1. YAZARLAR

  2. Barış Yüksel

  3. Türkçülük Davası ve Ülkemizde Türklük
Barış Yüksel

Barış Yüksel

Barış Yüksel
Yazarın Tüm Yazıları >

Türkçülük Davası ve Ülkemizde Türklük

A+A-

            Tarihimize 3 Mayıs Türkçülüğün Dirilişi ve Anma Günü olarak geçen ve içerisinde Hüseyin Nihal Atsız, Zeki Velidi Togan ve Alparslan Türkeş gibi isimlerin yer aldığı 3 Mayıs 1944 Türkçülük davasını inceleyeceğimiz bu yazımızda, günümüz Türk kimliğinin uğradığı saldırı ve ihanetleri de ele alacağız.

            2.Dünya Savaşı son bulmaya doğru ilerlemekte ve savaşın seyri tamamen tersine dönmek üzeredir. Sovyet kuvvetleri önüne kattığı Nazi kuvvetlerini Avrupa’ya doğru kovalamaktadır ve kaybettiği toprakları da birer birer geri almaktadır. Dünya da böyle gelişmeler yaşanırken, ülkemizde ise 3 Mayıs 1944 günü Ankara’da iki öğretmen arasında hakaret davası görülüyordu. 

            Davaya muhatap iki öğretmenden birisi Büyük Türkçü Yazar Hüseyin Nihal Atsız diğeri de solcu olduğu bilinen Sabahattin Ali’dir. Nihal Atsız ‘’Orhun’’isimli bir dergi çıkarmaktadır ve bu derginin 1 Mart 1944 tarihli 15.sayısında ‘’Başbakan Saraçoğlu Şükrü’ye Açık Mektup ‘’başlıklı bir yazısı yayımlanmıştır.  Yazısında, Saraçoğlu’nun bir konuşmasında ‘’Biz Türk’üz, Türkçüyüz ve daima Türkçü kalacağız. Bizim için Türkçülük bir kan meselesi olduğu kadar bir o kadar da kültür ve medeniyet meselesidir.’’ dediğini hatırlatır, fakat bu sözünün lafta kaldığını Türk milletinin çıkarları doğrultusunda  hareket etmediğini ve ülkenin düşmanı olan solcularla beraber hareket ederek Türk menfaat ve faydasını düşünmediğini örneklerle uzun uzadıya izah eder. Ardından Nihal Atsız’ın Orhun dergisinin 1 Nisan 1944 tarihli 16.sayısında ‘’Başbakan Saraçoğlu Şükrü’ye İkinci Açık Mektup’’ isimli ikinci yazısı yayımlanır. Bu yazısında, anayasa gereğince komünizmin yasak olduğu, devletin milliyetçilik esasına dayandığını belirtmiştir. Bunlara ilaveten komünistlere devletin bütün kademeleri ve makamlarının verildiği milliyetçilerin ise önünün kapatıldığı ifade ediliyordu. Örneklerle durumu ispat ederken Ankara Devlet Konservatuarı öğretmenlerinden Sabahattin Ali’yi hedef göstermiş ve şahsın 1931 yılında 14 ay hapse mahkum edildiğini, sebebinin de devlet adamlarını ve devlet düzenini alaya alan manzumeler yazması olarak belirtmiştir. Sabahattin Ali’nin komünist olduğunu ve bu durumun memlekette herkes tarafından bilindiğini ayrıca durumunda belgelerle sabit olduğunu bildirmiştir. Yazısının sonunda da Sabahattin Ali’nin öğretmenlik yapmasına müsaade eden Milli Eğitim Bakanını istifaya davet etmiştir.

            Yazının yayımlanmasının ardından Nihal Atsız Boğaziçi Lisesindeki görevinden alınmış, Sabahattin Ali’de Nihal Atsız hakkında hakaret davası açmıştır. Duruşma 26 Nisan 1944 de görülecektir, Nihal Atsız da Ankara’da görülecek olan dava için 24 Nisan 1944 tarihinde Ankara’ya gelir. Gençler tarafından büyük bir ilgi ile karşılanır ve Ankara Garı tıklım tıklım doludur. Aynı gençler duruşma günü de mahkeme salonuna da gelir ve hep bir ağızdan ‘’Kahrolsun Komünizm’’nidaları eşliğinde yeri göğü inletirler. İlk duruşma karşılıklı iddiaların dinlenmesiyle geçer ve duruşma 3 Mayıs 1944 gününe bırakılır. Ertesi gün, milliyetçi gençlerle Sabahattin Ali arasında çıkan tartışmada Osman Yüksel Serdengeçti isimli Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi Felsefe bölümü öğrenci, Sabahattin Ali’yi dövmüş ve üç gün hapis cezasına çarptırılmıştır.

            3 Mayıs 1944 günü davanın ikinci duruşması yapıldı. Bu duruşma nedeniyledir ki, mahkeme salonunu ve adliye binasını dolduran gençler Nihal Atsız’a sevgi gösterilerinde bulunuyor, ‘’kahrolsun komünistler’’diye bağırıyorlardı. Hakim, tekrar davanın ertelenmesine ve 9 Mayıs 1944 gününe bırakılmasına karar verdi. Milliyetçi gençlerin gösterileri dalga dalga büyümüştür ve milli marşlar söyleyerek ilerleyen gençler Ulus Meydanında nutuklar çekip ve tekrar Adliye Binasına doğru yürüyüşe geçmiştir. Polis yaşanan olaylara anında müdahale edip yakalanan gençleri gözaltına almıştır, gençlerin yakalanıp tutuklanması gece boyunca da devam eder.

            9 Mayıs 1944 günü davanın üçüncü birleşiminde Nihal Atsız altı ay hapis cezasına çarptırılır, ancak Sabahattin Ali’nin susması cezayı azaltıcı sebep sayılmış ve hapis cezası dört aya indirilerek ertelenmiştir. Ancak dava burada bitmez, çünkü  bu dava nedeniyle gelişen olaylar anayasal devlet düzenine karşı suç niteliğinde değerlendirilip Irkçılık-Turancılık adı altında gizli cemiyet kurup hükümeti devirmek olarak yorumlanır. Aralarında Nihal Atsız, Zeki Velidi Togan, Abdülkadir İnan, Bedriye Atsız, Reha Oğuz Türkkan, Alparslan Türkeş, Fethi Tevetoğlu ve Kadircan Kaflı’nın bulunduğu 47 kişi hakkında iddianame hazırlanır ve hızlı bir şekilde tutuklamalar başlar.

                                          resim1-001.png

            Savcı, 7 Eylül 1944 tarihinde 23 sanıklı olarak ilk duruşması gerçekleşen davada  sanıkları ‘’Almanya’nın yanında savaşa katılmayan hükümeti devirmek için gizli cemiyet kurmak, orduya karşı suç işlemek, devletin içi ve dış güvenliğini tehlikeye düşürmek’’suçlamalarıyla değişik cezalara çarptırılmasını istedi. Dava 29 Mart 1945 tarihinde sonuçlanmış ve sanıkların bir kaçı hariç hepsi on yıla kadar hapis cezasına çarptırılmışlardır. 1 Numaralı Sıkıyönetim Mahkemesinin bu kararını Askeri Yargıtay esastan bozmuş, dava 2 Numaralı Sıkıyönetim Mahkemesine aktarılmıştır, sanıklar 26 Ekim 1945 de salıverilmiş, duruşmalara 26 Ağustos 1946 da tekrar başlanmıştır, 31 Mart 1947 de dava sonuçlanmış,’’Milliyetçi bir ideolojinin, milli olmayan bir ideolojiye karşı ifadesinden ibarettir’’ hükmü ile bütün sanıklar beraat etmiştir.   

                                            resim2.png

            Günümüz Türk Milliyetçilerinin son on beş yılda başına gelenler adeta pişmiş tavuğun başına gelmemiştir. 2007 yılında Kahraman ve Muzaffer Türk Ordumuza kurulan kumpasların ardı arkası kesilmemiş, Türk Milliyetçisi yüzlerce subayımız ordudan tasfiye edilmiş, yerlerine FETÖ beslemesi hainlerin olduğu atamalar gerçekleşmiştir. Bu süreçte ordumuz asimetrik bir karalama kampanyasına alet edilmek istenmiş ve ne yazık ki önemli ölçüde de kamuoyu oluşturmak suretiyle başarılı olunmuştur. Milliyetçi subaylarımızın başına örülen kumpasın yalan, uydurma ve sahte belgelerle gerçekleştiği yıllar sonra anlaşılacak ve subaylarımızın tamamı bu davalardan beraat edecektir.

            TSK’nın başına örülmek istenen kumpasın bir benzeri de Türk halkının başına örülmek isteniyordu. Yıllarca PKK terör örgütüyle mücadelesini sürdüren milletimizin birden bire mücadeleyi bırakıp müzakere etmesi isteniyordu. Bu olay doğrultusunda PKK terör örgütü ile masaya oturup sorunun çözülmesi hedeflenmiş ve Türk milletinin izzet-i nefsine çirkin saldırılar yapılamaktan geri durulmamıştır. Bu süreçlerden en hassas ve acı vereni olanı PKK terör örgütü ile MİT mensubu bürokratların OSLO da bir araya gelerek eli kanlı terör örgütü ile masaya oturması olmuştur. Sözde çözüm süreci böylece başlamış ve her geçen gün bir önceki günün azap ve elemini aratarak devam etmiştir. Sözde Kürt sorunu da çözülmek istenirken Türk milletinin Harem-i İsmetine durmaksızın saldırılar gerçekleşmiş ve Yüce Türk Milletimizin sabrı sınanmıştır. 

            Bu saldırıların sayısı ve yarattığı etki öylesine sarsıcı ve yıkıcı olmuştur ki Türk Milletinden başka hiçbir milletin bu saldırılar karşısında varlığını devam ettirmesi imkansızdır. Kamuoyunda ‘’Dolmabahçe Mutabakatı’’ olarak bilinen süreç yaşanmış, kurucumuz ve ulu önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün portresinin altında tarihimize ve milletimize karşı bir saldırı gerçekleşmiştir. Tüm bunlar yaşanırken sözde ‘’Barış Süreci’’ kapsamında Habur sınır kapımızdan ülkemize giren 34 PKK’lı terörist davul ve zurna eşliğinde karşılanmış, yetmezmiş gibi devletimizin savcıları bu teröristlerin ayağına kadar giderek ifadelerini almıştır. Bu gelişmelere paralel olarak her gün televizyon kanallarında sözde aydınlar tarafından süreç methediliyordu, yaşanılanları ihanet olarak değerlendiren herkes kanla beslenmekten ve vatan hainliğinden suçlanıyordu.

                                           resim3.png

            Aziz Türk Milletimize karşı girişilen ihanet ve çözülüm sürecinde, Siyasal İslam’ın yılmaz savunucuları tarafından faşist ve münafık olmakla suçlanmak hepimizin canını yakmıştır. Yaşanılan ihanet sürecinde bizleri suçlayanların bugünlerde hepimizi şaşırtırcasına Türk Milliyetçisi kesilmesi hepimizi hem güldürmekte hem de düşündürmektedir. Türk Milliyetçileri olarak o dönemde bizleri suçlayanları affetmemiz ve yaşattıklarını unutmamız mümkün değildir. Tarih bu süreci bir ihanet olarak kaydetmiş ve tarihin tozlu raflarına kaldırmıştır. Bu olayları milletimize yaşatanları da tarihin hangi sıfat ile nitelediği hepimiz bildiği bir hakikattir.

                                           resim4.png

            Yıllardan beri Türk Milliyetçilerinin maruz kaldığı ve sabrının sınandığı olaylar silsilesinin bitmeyeceği aşikardır. Bizler iç ve dış hangi odaktan gelirse gelsin her türlü saldırıya karşı geçişte hazır olduğumuz gibi bugün de hazırız ve gelecekte de hazır olacağız. İhanet süreçlerine karşı tavrımız her zaman keskin ve net olmakla birlikte tarafımızda daima bu güçlerin tam karşısındadır. Dün ihanet süreçlerine alet olanların bugün çıkarları doğrultusunda sarıldığı Türk kimliğine, biz tarihten aldığımız güç ile kanımızın son damlasına kadar sarılacağız.

            Bu vesile ile kendini Türk hisseden, Türklüğü ile gurur duyan ve kendisini Türk Milleti’nin mukaddesatına adayan herkesin 3 Mayıs Türklüğün Dirilişi ve Anma Gününü kutlarım.

NOT: Gazetemizin İmtiyaz Sahibi olan Kıymetli Mehmet Bayır Beyefendinin doğum gününü kutlar; sevdikleri ve ailesi ile sağlıklı mutlu bir ömür geçirmesini dilerim.

Barış YÜKSEL
MAYIS 2020-ANKARA

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum